Son Haberler

İstanbul`da liderler değişimi konuştu

İstanbul Mart ayında 22 ülkeden ekonomi, siyaset ve bilim dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren ve “Türkiye’nin Davos’u” olarak yorumlanan “Değişim Liderleri Zirvesi”ne ev sahipliği yaptı. İstanbul’u küresel politikaların şekillendiği bir merkeze dönüştürmeyi hedefleyen bu önemli zirvenin açılış konuşması Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirildi. Geniş katılımın olduğu Zirve’de konuşan Erdoğan; “Türkiye, mevcut rejimiyle, demokrasi tecrübesiyle, bugün ulaştığı ileri demokratik standartlarla, değişimi yöneten iradesiyle, İslam ile demokrasinin yan yana olabileceğini tüm dünyaya başarılı şekilde göstermiştir’ diyerek Türkiye’nin model ülke olduğunun altını çizdi.

3 bine yakın yüksek profile sahip katılımcı, 100’ü aşkın yerli-yabancı konuşmacı ve 300’e yakın basın mensubunun katıldığı “Değişim Liderleri Zirvesi”nde, yeni dünya düzeni, değişim ve liderlik konuları dünyanın en önemli isimleri tarafından masaya yatırıldı. Zirvede; konuşan iş adamı Dr. Zeynel Abidin Erdem, aynı zamanda “Bölgesel Güvenlik ve Küresel Enerji ” konulu konferansın moderatörlüğünü üstlendi.

Davos’a alternatif olması beklenen Değişim Liderleri Zirve’nin ardından özel röportaj yaptığımız Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Zeynel Abidin Erdem; İstanbul’da organize edilen geniş katılımlı zirvenin hedeflerini anlattı. Türkiye’nin; bölgesel güç olmanın yanında, artık küresel bir aktör olma yolunda ilerlediğini savunan Erdem, yeni dünya düzeninde, değişimin ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor ve ekliyor: ‘Yeni dünya düzeninde kazananlar, değişimi dikkate alıp farkına varanlar arasından çıkacak.’

Türkiye’nin uluslararası alanda tanınan en önemli iş adamlarından Erdem’e, yeni dünya düzeninden değişime, AB üyeliğinden ABD ile ilişkilere varıncaya kadar birçok soru yöneltiyoruz. İşte Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Zeynel Abidin Erdem’in sorularımıza verdiği yanıtlar ve özel röportajın detayları:

  • İstanbul’da düzenlenen “Değişim Liderleri Zirvesi” Türkiye’nin Davos’u olarak nitelendirildi. Bu yorumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Abartılı mı, yoksa yakın geleceğe ışık tutacak bir yaklaşım mı?

Değişim Liderleri Zirvesi, İstanbul’u küresel politikaların şekillendiği bir merkeze çevirmeyi hedefliyordu. Dünya liderlerine yeni bir ruh vadeden oluşum, önemli isimleri buluşturduğu birinci zirvesiyle Davos’a rakip olacağını hissettirdi açıkçası. 14–15 Mart tarihlerinde İstanbul, aynı İsviçre gibiydi. 22 ülkeden gelen ekonomi, siyaset, bilim dünyasının önde gelen isimleri dünya politikalarını masaya yatırdı. Değişim Liderleri Zirvesi’nde bir bakıma geleceği şekillendirmek için gereken değişim stratejileri konuşuldu. Yaklaşık 3 bin kişinin izlediği forumdaki 21 ayrı oturumda küresel ekonomiden Ortadoğu sorununa, dinler arası diyalogdan güncel uluslararası krizlere kadar çok farklı konular, yetkin isimlerce tartışıldı. Alanında uzman isimlerin katılımcılara seslendiği oturumlar Davos zirvelerini anımsattı. Sahne tasarımı, konuşmacıların oturma planı ve küresel meselelerin konuşulması Değişim Liderleri Zirvesi’nin, Davos’a alternatif olabileceğini hissettirdi.

  • İstanbul’da gerçekleştirilen zirve her yıl tekrarlanır mı, bu tür zirveler Türkiye’ye ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal açıdan ne tür kazanımlar sağlar?

Bu zirve ile dünya liderlerinin her yıl Türkiye’de biraraya gelmesini, küresel ve bölgesel işbirliğine yönelik farklı görüşlerin gündeme getirilmesini, dünyanın gelecek öngörülerine ilişkin değerlendirmeler yapılması hedeflendi. Biz bu organizasyonun etkin ve sürekli bir platforma dönüşmesini destekliyoruz. Türkiye’nin her alanda tanıtımı için büyük önem taşıdığını düşünüyorum.

  • Türkiye’nin, çok uluslu toplantılara ev sahipliği yapması hangi anlamı taşıyor? Dünya, bu toplantıları nasıl okuyor?

Bu organizasyon ile dünyanın dikkatini bir kez daha Türkiye’ye çekmek hedeflendi. Bölgesel ve küresel ölçekli değerlendirmelerle, geleceğin bir anlamda öngörülmesi ve planlanmasına dikkat çekilmek istendi. Zirve konusunda gelen basın yansımaları bu hedeflere ulaşıldığını gösterdi.

  • Türkiye merkezli toplantıları; ekonomik anlamda güçlenme ve siyasette söz sahibi olmayla ilişkilendirmek gerekirse neler söylemek istersiniz?

Tarih boyunca dünyanın en önemli şehirlerinden biri olmuş, eşsiz coğrafi konumuyla İstanbul; değişimin, finansın, kültürün ve politikanın en önemli merkezlerinden biridir. Bu organizasyonun ev sahipliğini yapmak bu kentin ve Türkiye’nin doğal bir hakkıdır diye düşünüyorum.

  • Farklı ülkelerde değişime önderlik etmiş isimler, devlet adamları, ruhani liderler, ekonominin küresel aktörleri, akademisyenler, bürokratlar, İstanbul’da buluştu. Peki İstanbul’dan dünyaya verilmek istenen en önemli mesaj neydi ve zirve sonunda hangi konular ön plana çıktı?

15 Mart tarihinde benim moderatörlüğünü yaptığım “Bölgesel Güvenlik ve Küresel Enerji ” konulu konferansta Irak Devlet Başkan Yardımcısı Tarık Haşimi çok pozitif mesajlar verdi ve “Değişim Liderleri Zirvesi dünyanın büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçtiği için çok doğru bir zamana denk geldi. Bütün organizatörlere teşekkür etmek istiyorum” dedi. Bu sözün, konferansı özetleyen bir anlamı vardı. Tüm konuşmacılar bir şekilde Ortadoğu’da yaşanan olaylar hakkında görüşlerini bildirdiler, bu duruma nasıl çözüm bulunabileceğini tartıştılar.
Sayın Tarık Haşimi enerji kaynaklarına erişim ve kullanım amacıyla ortaya çıkan çatışmaların en tehlikeli sorun olarak nitelendiğini kaydetti ve enerji güvensizliği bir tarafından bizi tehdit ederken, artan rekabetin de diğer bir tehdit olduğunu aktardı ve şöyle dedi “çoğumuz aslına bakarsanız enerji kaynaklarının kontrolü ile ilgili çok büyük savaşlara ve kan döküldüğüne şahit olduk. Bu sebeple artık barış ve istikrara yatırım yapmak zorundayız. Kesintisiz olarak enerji akışının devamı için bölgesel güvenliğin çok önemlidir. Enerji üretimi konusunun politikadan uzaklaştırılması, siyasetin bu alandan uzak tutulması gerekir. Türkiye bu bakımdan her zaman güvenilir bir ülke olmuştur ve enerji koridorları konusunda Türkiye’nin çok dengeli bir yaklaşımı vardır”.
Amerika Birleşik Devletleri 45. Başkan Yardımcısı olmasının yanı sıra; iklim değişiklikleri konusunda dünyayı bilinçlendirme çalışmaları sebebiyle Nobel Barış ödülü sahibi Al Gore 14 Mart’ta, “21. Yüzyıl çevre ve Ekonomi Stratejileri” başlıklı konuşmasının sonunda iklim değişikliği konusunda Türkiye’nin çok etkileyici bir biçimde ilerleme gösterdiğini ve dünya için çok büyük ümitler yeşerttiğini belirtti.
Zirvenin son konuşmacısı Birleşmiş Milletler örgütü’nün 7. Genel Sekreteri olarak görev yapan, Nobel Barış ödülü sahibi Kofi Annan’dı ve şöyle bir mesaj verdi: “Küresel sorunlarda Türkiye çok önemli bir rol alıyor. Laik bir devlet, çok önemli. Türkiye’nin Mısır ve Tunus’a model olabileceği düşünülüyor. çok önemli ekonomik rolü var.”

  • Hükümetin inisiyatifindeki Türkiye’yi liderlik yönüyle nasıl buluyorsunuz?

Dünyadaki global masalar, başkalarının başarısını sevmezler, başarısızlığını planlarlar. Türkiye’nin gelecekteki küresel konumunu kırmak için kullandıkları argümanlar azaldı. Alevi-sünni konusunu, darbe kartını kullanma şansları çok azaldı. Ellerinde tek bir kart var, PKK kartı. Kürt vatandaşlarımızın gelecek kaygılarını demokratik ataklar ile hemen kırmalıyız. Taşeron olarak kullandıkları PKK’yı Kürt meselesi dışına çıkarmak için çabuk hareket etmeliyiz. Bu kartı hem seçimler, hem de seçim sonrası için kullanma hazırlıkları var. Bu hassasiyetlere dikkat edilmesi durumunda Türkiye çok yakında bölgesel güç olmanın yanında, küresel aktörlük pozisyonuna geçer.

  • özelde Türkiye, genelde dünyadaki değişim hakkında neler söyleyeceksiniz?

Yeni dünya düzeni kuruluyor ve Türkiye buradaki yerini alıyor. Türkiye, laik-demokratik yapısıyla önemli bir uygarlık ve büyük rol oynuyor. Türkiye, yeni dünya düzeninde sosyal, kültürel ve stratejik amaçları ortak olan ülkeler arasında ittifaklar oluşturuyor. Bölgesel güç olmak yeterli değil. Türkiye için bölgesel konum az kalır. Zemin kaygan, kayarsınız, kaydırırlar. Küresel hedefleriniz olmalı. Türkiye’nin, sahip olduğu potansiyeli bir bölgede değil, kıtalara açılarak kullanmalıyız. ülkemiz, siyasi, sosyal ve ekonomik olarak düz yola çıktı. Bireysel kalkınmayı başardık, kalkınma iyi, ihracat iyi. Şimdi bir sonraki aşama Türkiye’nin küresel kalkınmayı yakalaması olmalı.

  • AB’ye üyelik sürecini ve “Türkiye, yüzünü kendi coğrafyasına mı dönüyor” yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin yıldızı mı parlar, yoksa eksen kayması mı yaşanır?

Yenidünya düzeninde, geleceğin aktörlerini sıralarsak Amerika, çin, Rusya ve Avrupa Birliği diyebiliriz. AB bir güçtür, yabana atılamaz. özellikle Almanya hiçbir şekilde kenara bırakılamaz. Bizi AB’ye alacaklarına inanmasak bile elimizden gelen her yolu kullanmalı ve reformlara kendi ülkemiz için devam edip tamamlamalıyız. Ortadoğu‘da söz sahibi olmayı eksen kayması olarak yorumlamamak gerekir. Bu şekilde bir yaklaşım sergilemek ancak Türkiye’nin yıldızının parlaklığından korkanların ifadesi olabilir.

  • ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilere nasıl bakıyorsunuz?

Amerika ile kötü bir geçmişimiz yok. Türk-Amerikan ilişkilerini bozmaya çalışanlar çok olacak ama bunlara karşı Türkiye stratejik bir duruş sergilemeli. Bölgesel güç konumumuz ve küresel aktörlerle ilişkilerimize Türkiye’nin jeostratejik konumundan bakmalıyız, dünyada yalnız değiliz, hele hele büyük oynamanın dertleri başka olur. Amerika ile ortaklık dengesini korumalıyız. ABD’de de çeşitli dinamikler olacak, başkanların ve ekibinin farklı pozisyonları gibi ama gelecekte Ortadoğu ve yakın doğu meselelerinde Türk-Amerikan ilişkileri dengesi birçok konunun çözümünü sağlayacak. ABD, İsrail’i koruyabilir, politikalarını ona göre ayarlayabilir. Bu Türkiye’yi fazla ilgilendirmemeli. Yenidünya düzeninde Amerika, İsrail için Türkiye ile ilişkilerini bozmaz. Türkiye, İsrail’e karşı ne gerekiyorsa yapıyor.
Başbakan Erdoğan’ın tavrı çok net ve doğru. Sıkışan İsrail’dir. İsrail yaptıkları nedeniyle yalnız kalmaya mahkûmdur. Türkiye ayrı, İsrail ayrıdır. İsrail’in oyunlarını bileceksin, ona göre sen de oynayacaksın. Bugün, Türkiye’nin izlediği politika Amerika’da dikkatle takip ediliyor. Onlarda İsrail’in mevcut yönetiminden rahatsızlar. Türkiye, İsrail’e bakarak yenidünya düzeninde yerini almaz. Dünyanın onuncu ekonomisi olmakla, jeo-stratejik konumu ile yerini alır. Yeter ki, PKK kartını global masaların elinden alalım.

  • Peki AB ile bugün gelinen noktayı nasıl yorumluyorsunuz?

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin devlet disiplininden uzak bir tavır içinde yaptığı gezi, Türk milleti tarafından nefretle karşılandı. Türkiye’de, AB’ye destek yüzde 78’lerden yüzde 28’e indi. AB’nin patronluğunu yapanlar oyun oynuyor, bizde karşı oyunu oynamak durumundayız. Türkiye’yi, AB’ye almayacakları zaten belli. Bizim için insan hakları, özgürlükler, demokrasi önemli. O yolda yürüyoruz. AB’ye bizim ihtiyacımız yok, onların olacak ama o gün AB dağılmış olacak, üçe ayrılan bir Avrupa ortaya çıkacak. Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak için İngiltere’nin neler yaptığı, çarlık Rusya’sının, Fransa’nın oynadığı oyunlar hafızalarımızda yer alıyor. Türkiye’nin kimler tarafından işgal edildiğini, kurtuluş savaşıyla kaderimizi nasıl belirlediğimiz asla unutulmamalı. Osmanlı’dan kaç devlet çıkarıldığı, Ortadoğu ve Balkanlar’da sınırların nasıl çizildiği hiç unutulmamalı. Avrupa’nın, o günlerin rövanşını almak için tarihi kinlerini hiçbir zaman bırakmadıklarını düşünmek yanlış olmaz.

  • ‘Lider olunmaz, lider doğulur’ sözünden hareketle sormak istiyorum; yeni dünya düzenine göre lider kimdir ve size göre liderin taşıması gereken özellikler nelerdir?

Yeni liderlik anlayışında, değişim yaratmaya ilgi duyan, teknoloji ve bilgiyi çok iyi kullanan, politika, ekonomi, kamu ve özel kurumlarda etkin yönetimi savunan, politik süreçte ise halkın katılımına önem veren yöneticilere lider deniyor. Klasik deyişle, değişmeyen tek şey değişimdir. Yeni dünya düzeninde kazananlar, değişimi dikkate alıp farkına varanlar arasından çıkacak. Ama her şeye rağmen en iyi lider, ülkesini en çok seven kişidir.

  • Siz Türkiye ve dünya çapında birçok lideri tanımı imkanı buldunuz. Sizce en iyi lider kim? Konuyla alakalı paylaşmak istediğiniz anılarınız oldu mu liderlerle?

Bugün Libya’ya, Mısır’a ve yaşanan son olaylara baktığımda tarihte en büyük liderin Atatürk, en şanslı memleketin Türkiye olduğunu bir kez daha anlıyorum. Rahmetli Turgut özal ise değişim sözcüğünü Türkiye’nin gündemine getiren liderdi. Dünyaya kapalı bir ülke gibi yaşarken, kıtalararası ticaret yapan çağ atlayan bir ülkeye dönüştük. Ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal alanda bütün reformlar Turgut özal zamanında başladı. Türkiye’nin 28 sene önceki halini bilmeyenler bugünlere kolay geldiğimizi düşünebilirler. Sayın özal, 1987’de Houston’da ameliyat olduğu zaman havaalanından taksiye bindik. Ama hangi hastaneye gideceğimizi tam olarak bilmiyorduk. Bizim Türkçe konuştuğumuzu duyan taksi şöförü “Sizin ülkenin Başbakanı burada, Başkan Bush kendisini ziyarete geldi” dediğinde yaşadığım şaşkınlığı unutamam. Bizi hiçbir adres tarif etmeden hastanenin kapısına kadar götürmüştü. Turgut Beyin insani ilişkileri ne kadar güçlü bir lider olduğunu asla unutmadım.
Başkan Clinton ile hem görev yaptığı zamanlarda, ayrıca 2001 yılında İstanbul’da konferans vermesi için davet ettiğimde görüşme fırsatlarım oldu. ABD, Başkan Clinton zamanında ekonomik bakımdan en parlak dönemini yaşadı. O yıllarda ABD‘ye 15 günlük bir ziyaretim olmuştu. O süre boyunca kuzeyden, güneye bütün eyaletlerde karşılaştığımız kişiler Başkan Clinton’dan sevgi ve övgüyle bahsediyordu. Gerçekten şaşırmıştım. Amerikan halkı çok mutluydu.

  • Türkiye’nin fiziki bir köprü olmanın yanında ekonomik, kültürel ve sosyal anlamda önemi nedir? Bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olma yolunda Türkiye’nin konumunu ve gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye, tarihinin en önemli ekonomik krizi ile 2 yıl önce karşı karşıya kaldı. Tüm dünya bu krizin ardından büyük sosyal patlamalar beklerken, Türk insanının inançları, gelenekleri ve çalışma azmi sayesinde ayakta kaldığını gördük. Hükümetimiz, Türk halkının ihtiyaçlarına hızlı cevap veren, genç, dinamik ve yeniliklere açık bir çalışma içersinde. Bu inanç ve kararlılık ile önümüzde aşılamayacak engel olmadığını artık çok iyi biliyoruz.
1969 yılından beri siyasetin odakları ile yakın teması halindeyim. Bu bakımdan değişim dinamiği üzerinde önemle durmak gerektiğini söylemeliyim. Değişimi Türkiye’de merhum Turgut özal başlattı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sürdürüyor. Değişim ve dönüşüm kesintisiz yürümeli. Dünya konjonktürü Türk milletine refah vaat ediyor. Seçim sonrası, birlik ve beraberlik içinde, karşılıklı anlayışlarla, kangren olmuş bazı konuları çözebiliriz. Ekonomik kalkınma sorunları çözer, hassas sorunlar çözülünce ekonomik kalkınma yüksek hıza ulaşır. Biz denklemi çözme noktasına yaklaştık diye düşünüyorum.

  • Türkiye ile yurtdışındaki siyasi ve iş dünyasındaki liderleri kıyasladığınızda hangi artı ve eksileri görüyorsunuz?

Global ekonomik kriz sonrası Türkiye’nin göstermiş olduğu siyasi ve ekonomik istikrar sebebiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Türk işadamlarının ne kadar başarılı ve güçlü olduğunu burada bir kez daha ifade etmem gerekiyor. Avrupa’ya yaptığımız seyahatlerde bu düşüncemizin doğru olduğunu anlıyor ve açıkçası gurur duyuyorum.

  • Türkiye’nin yetiştirdiği önemli iş adamlarından biri ve başarılarıyla liderlik yapmış bir isim olarak yeni yetişen genç işadamlarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Unutmamak lazım ki; hiçbir başarı tesadüf değildir. Azimli olmak, çok çalışmak, emek vermek her işin başıdır. Ticaret hayatında kâr ve zarar kardeştir. Hiçbir zaman ayrılacaklarını düşünmeyin. Her işe sadece kâr etmek için başlarsanız çok çabuk pes edersiniz. Hak etmediğiniz kazancı hedeflemeyin, geniş ve uzun soluklu düşünün, eğitim ve bilginin en büyük güç olduğunu unutmayın, memleketinizi unutmayın, ailenizden, köklerinizden kopmayın, onlardan güç alın, bayrağını ve toprağını koruyamayan ailesini de koruyamaz, unutmayın. ülkenizin dinamiklerini ve birliğinizi he zaman koruyun. Kazancınızı taçlandırın hayrat yapın. Devletin sizin üzerinize koyduğu görevleri yerine getirerek verginizi mutlaka ödeyin. Devletiniz ancak sizin sayenizde kalkınabilir, yaşayabilir. Hangi dinden, dilden olursa olsun insanlarla karşılıklı saygı, dürüstlük ve hoşgörüyü göz önünde bulundurun. Ailenizin duası ve sizin çabalarınız sizleri en az bizler kadar başarılı kılar.

KUVEYT TüRK NET KARINI 2010 YILINDA %25,6 Kuveyt Türk Katılım Bankası, 2010 yılı net kârını geçtiğimiz yıla göre yüzde 25,6 artırarak 159.648.000 TL’ye yükseltti. 2010 yılında önemli başarılara imza atan ve büyük atılımlarla büyüyen Kuveyt Türk; geçen yılın sonuçlarına bakıldığında sevindirici rakamlara ulaştı. “Kuveyt Türk’ün “Sağlam Bankacılık” parolasıyla sürdürdüğü istikrarlı büyümesi, 2010 yılı içinde de devam ederek 11 yeni açılışla 141 şubeye ulaşırken, personel sayısı 390 alım yapılarak 2837‘ye yükseldi ve istihdam noktasında önemli bir katkı sağlandı. Toplam aktiflerde artış yüzde 40,9 olarak gerçekleşirken, öz varlıklarda % 55,7 oranında artış yakalandı ve 1.256.685.000 TL seviyesine ulaşıldı. Toplanan fonlar % 39,7 artışla 8.020.878.000 TL olarak gerçekleşti. Banka 7.055.288.000 TL’lik fon kullandırımı gerçekleşti.
Kuveyt Türk Genel Müdürü Ufuk Uyan yaptığı açıklamada; “Bankamız 2010 yılında operasyonel açıdan gerçekleştirdiği büyük atılımlarla finansal başarısının yanı sıra yurtiçi ve yurtdışı piyasalardaki konumunu daha da pekiştirdi. Kuveyt Türk’ün 2010 yılı içerisinde GoldPlus Altın Borsa Yatırım Fonu ile Türkiye’de borsa yatırım fonu kuran ilk katılım bankası olduğunu ileten Uyan. “Sukuk piyasasındaki öncülüğümüzü de. Türkiye’nin ilk 5 yıllık Sukuk ihracını gerçekleştirerek sağlamlaştırmak istiyoruz” dedi.
Kuveyt Türk’ün bireysel emeklilik ve sigortacılık alanında da önemli adımlar attığını dile getiren Uyan, “İlk olarak çalışanlarımız ve ailelerine yönelik, önemli fırsatlarla sunduğumuz faizsiz bireysel emeklilik sistemini 2011 itibariyle de müşterilerimize sunmuş bulunuyoruz” açıklamasında bulundu.
Kuveyt Türk’ün yurt içi ve yurtdışındaki operasyon ayakları Mart 2011 itibariyle, 156 yurtiçi şubenin yanı sıra Bahreyn şubesi, Almanya’daki Finansal Hizmetler Şubesi, Kazakistan’daki temsilciliği ve Dubai’deki Kuwait Turkish Participation Bank (Dubai) Ltd. adlı bankacılık iştirakiyle hizmet vermeye devam ediyor.

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Site Haritası