Son Haberler

Türkiye`nin kırılganlığı devam edecek gözüküyor

Türkiye son 15 yıllık süreçte uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmelere paralel olarak özellikle 2004-2011 döneminde çok büyük bir büyüme ivmesi yakalamış idi. Ancak bu büyümenin sürekli artan oranda cari işlemler açığı vermesi ve bu cari açığın kronik hale gelmesi ve düşürülmesine yönelik tedbirlerin alınmasında gecikmelerin yaşanması ülkemizin olası dış şoklara karşı kırılganlığını her geçen gün artırdı.

Kurdaki artış sürpriz sayılmamalıdır.

Türkiye son yıllarda 40 milyar USD üzerinde cari işlemler açığı veriyor. Bu rakam ekonomik büyüme yavaşlamasına rağmen ciddi bir düşüş göstermiyor. özellikle petrol fiyatlarının geldiği bu seviyelerde cari işlemler açığımızın halen devam ediyor olması temel petrol fiyatlarının artması durumunda nasıl bir tabloyla kalınacağı konusunda endişe veriyor. Son 10 yıllık dönemde ülkemiz dış dünyadan 500 milyar USD’nin üzerinde borçlanarak dış alım yaptı. Kısacası yabancıdan borç alarak onun ürettiği malı alıp kullanmışız. Eğer aldığımız bu mal ve hizmetler üretimi ve verimliliği artıracak türden ise zaten arzulanan bir durum olurdu ve devam eden dönemlerde dış satımımızda artışa yol açar bu da cari işlemler açığına pozitif yansımış olurdu. Ancak bunun arzulandığı gibi olmadığı ve tedbirler geciktikçe ekonomik kırılganlığımızın arttığı gün gibi ortaya çıkıyordu. Nitekim uluslararası piyasalardaki negatif ortam ve içeride yaşanan belirsiz seçim sonrası gelişmeler zaten beklenen ve olması gereken kurdaki düzeltmeye zemin hazırladı. Diğer taraftan, 2002-2012 döneminde kurun nerdeyse hiç artmamış olması da dış alımı cazip hale getirerek bugünkü kırılganlığı hem hazırlamış hem de artırdı. Kurların geldiği seviye ve olması gereken seviye nereden baktığımıza bağlı olarak çok büyük farklılık gösteriyor. Ancak cari işlemler dengesini sağlayamadığımız sürece kırılganlığımızın ortadan kalkmayacağı göz önüne alındığında kurdaki aşırı oynaklık ekonomik hayatımızın kâbuslarından biri olmaya devam edecektir.

Enflasyon ve faizde kaçınılmaz artışlar olacaktır.

Kurdaki artış çok yakın bir zamanda ürün/hizmet fiyatlarında artışları gündeme getirecektir. Bunun enflasyonda ciddi artışlara yol açması kaçınılmaz olacaktır. Söz konusu artışın kurdaki artışa paralel mi olacağını yoksa ondan daha mı yüksek olacağını ise beklentiler belirleyecektir. Bu anlamda beklentilerin yönetilmesi başta siyasilerin sonrasında da tüm toplum kesimlerinin görevidir. Diğer taraftan, piyasalar faiz oranlarını yukarıya doğru ivmelemeye başlamış olup enflasyondaki artışa paralel olarak faizlerin daha da artacağı beklenmelidir. Bütün bunlarla birlikte artık yapılması beklenen yeni seçimlerin siyasal istikrarı sağlayacağı beklentisiyle bu makroekonomik değişkenlerin daha da olumsuz etkiler yaratmaması tahmin edilebilir. Aksi takdirde uluslararası piyasalardaki olumsuz gelişmeler içerideki belirsizlikle birleştiğinde kur-faiz-enflasyon başta olmak üzere makro dengeleri daha da bozacaktır. Böylesi bir ortamda bütçe dengesinin sağlanması imkansız hale gelecek ve işsizlik çok daha yüksek seviyelere ulaşacaktır. Bunun işletmeler ve toplum üzerinde ekonomik ve toplumsal sonuçları kaçınılmaz olacaktır. Sonuç olarak, ülke olarak siyasi belirsizliği en kısa zamanda ortadan kaldırmak ve ekonomiye odaklanarak

yeni bir dış ticaret dengesini hiç değilse orta vadede sağlayacak politikalar üreterek dış şoklara karşı kırılgan olan yapımızı düzeltmemiz her zamankinden daha ivedi ve önemli hale geldi.

Rafi KARAGöL

JCR Eurasia Yönetim Kurulu Bşk.Vekili

EACRA Yönetim Kurulu üyesi

Ağustos/2015

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası