Son Haberler

Artık icat edilecek yeni bir şey yok mu?

Dünyada ve Türkiye’de girişimciliğin öneminin gitgide arttığı bugünlerde, üniversitelerin öğrencilerine girişimcilik özellikleri kazandırmak ve iyi bir iş kurmanın inceliklerini anlatmak üzerine yaptığı çalışmalardan birine ev sahipliği yapmak bizler için oldukça onur vericidir.
Girişimcilik, geçmişten günümüze ülkelerin ekonomik refah seviyelerini belirleyen önemli bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Girişimci bireyler, kendilerine yeni çalışma ortamları yaratırken aynı zamanda farklı çevrelere de fayda sağlayarak ülke çatısı altındaki her bireye de farklı seviyelerde hizmet etmiş oluyor.
Girişimciliğin yüksek olduğu ülkelerde, istihdam artarken eğitim seviyeleri ve toplumun genel refahı da ciddi derece artış gösteriyor. Bu nedenle girişimcilik, devletin organlarının ve üniversitelerin iş birliği içinde çalışmasını gerektiren yegane kavramlardan biridir.
Girişimcilik eğitimleriyle, öğrencilerimize farklı bir bakış açısıyla bakma ve bakarken görüp tespit edilen fırsatları değerlendirme sürecini öğretmek bizlerin en önemli görevidir. Öğrencilerimize öncelikli olarak, risk alarak yenilik yapmayı, etraflarına her bir fırsatı ve eksikliği fark edecek düzeyde duyarlı bakmayı öğretmek gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, Amerikan Patent Dairesi Başkanı, Charles Duell “Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi.” diyeli 115 yıl oldu. Bu safhada insanlık, kendi yaşam sürecinin en hızlı gelişmelerine şahit oldu. Günümüzde hızla gelişen teknoloji ve değişen yaşam koşulları sayesinde daha çok icat edecek ve üretecek gençlere, bireylere ihtiyacımız bulunuyor.

GİRİŞİMCİLİK, ANCAK MARKALAŞMA İLE BAŞARIYA ULAŞIR
Markalaşma bir kültürdür. Marka dediğimiz kavramın sadece bir ürün logosu ya da bir kutunun üzerindeki amblemden ibaret olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Marka deyip geçmeyin sakın… Yurtiçinde ya da yurtdışında marka olabilmiş, ürününü tanınmış ve güvenilir bir marka haline getirmiş irili ufaklı tüm firmalar, kendilerinden kat kat fazla üretim hacmi ve istihdamı olan ama markalaşamamış firmalardan çok daha yüksek kar marjları elde edip, sadece markaları üzerinden büyük bir artı değer yaratmış oluyorlar. Bu farkı yaratan şey ise, kalite ve güvenilirlik konularında kendini ispatlamış bir marka yaratabilmekte yatıyor.
Markalaşma kültürü, tüm kurumsal stratejilerinin bir bütün olarak ürüne odaklanması sonucu oluşur. Bu anlamda markalaşma kültürü, markalaşma stratejilerinin bir toplamıdır. Kalite, yönetim, pazarlama, finans, müşteri ilişkileri stratejileri bir bütün olarak bir markayı yaratır. Markalaşma ve bir marka kültürü yaratmak görüldüğü kadar kolay değildir. Gittikçe globalleşen pazarlarda marka olmak daha da zorlaşıyor. Artık markalar istemeseler de globalleşmek zorunda. Her web sitesi olan marka, dünyanın her yerinden tüketicinin ilgi, beğeni ve eleştirisine açık hale geldi. İstediği takdirde, ürünlerini dünyanın her yerine satması için önünde hiçbir engel yok. Özetle, birbirimize ve bilgiye bağlı olduğumuz bu yenidünyada her marka globaldir. Rekabet koşulları gereği pek çok marka, bir süre sonra rekabetin yoğun yaşanmadığı ve global markaların henüz girmediği daha bakir pazarlara da yönelmek zorundadır.

MARKALAR, ARTIK DAHA ESNEK DAVRANIYOR
Global pazarlarda markalar esnekliğe sahip olmak durumunda. Örneğin Google’ın logosu lokal kültüre göre renkten renge, şekilde girer. Pepsi, Arjantin’de İspanyolca telaffuza daha uygun olduğunu öne sürerek adını “Pesci” olarak değiştirdi. Artık markalar “asla taviz vermem, değiştirmem” deme lüksüne sahip değil. Girişimci ruhlar markalaşmanın önemini bilirler. Verdikleri hizmet, sattıkları ürün, yarattıkları konsept bir marka olmadan başarılı olamayacaktır.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası