Son Haberler

Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır

Kıbrıs sorunu başta Adanın stratejik konumu ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) politikaları ve uygulamaları dışında değerlendirilemez. Ancak Yunanistan Başbakanı halâ Türk işgalinden bahsederken, Rum yönetimi de Federasyondan söz etmektedir.

Dünya petrol ve doğalgaz rezervinin yaklaşık yüzde altmış beşinin bu bölgede bulunması, ulaşım yollarına egemen olmak, Süveyş Kanalı’nı kontrol altında tutmak, Orta Doğu’ya sahip çıkmak için verilen savaşlar bölgeyi kan kokan bir kaynağa çevirmiştir.

Hür teşebbüs olarak devletimizin yanında olma ve Kıbrıs’a sahip çıkma yönünden TOBB Başkanlığım sırasında yüzü aşkın iş adamıyla birlikte askeri zaferimizi tamamlayan ekonomik zafer çıkartmamızın yer alması siyasi, sosyal ve ekonomik etkileşimi sürdürmüştür.

Kıbrıs Adası konusunu İstanbul’a üniversite eğitimi için geldiğim ilk gün, 1955 yılında 6-7 Eylül olaylarının çılgınlığını görmüş bir öğrenci olarak yaşadım.

Kıbrıs Adası tarih boyunca çeşitli kavimlerin yaşadığı, 1432’de ise Hıristiyan Venedik Korsanlarının işgaliyle Doğu Akdeniz’de Osmanlı gemilerine geçit vermeyen saldırmaları sonucu 1570 yılında fetih edilmiştir. Çok ilginçtir ki o yıllarda Katolik Venediklilerin yaşadığı adada baskı altında tutulan ve azınlıkta olan Ortodoks Rumları ise, Osmanlı’nın hoşgörüsü sonucu kilise açabilme ve hızla yerleşmeleriyle adada varlık gösterebilmişlerdir.

’93 Rus-Osmanlı Harbi’nin etkisi ile ada Osmanlı Devletince İngiliz Birleşik Krallığı’na kiralanmış; (1878) ve Birinci Dünya Savaşı sonunda ise İngilizler tarafından ilhak edilmiştir (1923).

Sonraki yıllarda Rumların Enosis ilân ederek adayı Yunanistan’a bağlamak isteğiyle EOKA adlı Rum Gerilla Örgütünün, Türk köylerine silahlı baskınlar düzenleyip; bebek, çocuk, kadın, yaşlı ayırmadan katletmeleri, köyleri yakmaya, yıkmaya başlamaları sonucu İngiliz idaresi altında ve Batılı devletlerin seyirci kaldığı çatışmalar tırmanmaya başladı. Karşı mücadele için Türk Mukavemet Birliği kuruldu ancak Rumların mezalimi, Yunan askeri cunta idaresinin destekleriyle dayanılmaz boyutlara ulaşması karşısında her gün gelen üzücü haberlerle Anavatan halkı tedirgin, gençlik ayaktaydı.

DÜNYA KAMUOYUNA OLAYLARIN DUYURULDUĞU EN ETKİLİ MİTİNGLERDEN BİRİ

Çözüm “adanın taksimi” olarak ortaya kondu. “Ya Taksim – Ya Ölüm” ve “Kıbrıs Bizim Canımız Feda Olsun Kanımız” sloganlarıyla mitingler başladı. MTTB olarak benim de aralarında olduğum üniversite gençliğinin yer aldığı yüz binlerin katıldığı İstanbul Beyazıt Mitingi, Dünya kamuoyuna olayların duyurulduğu en etkili mitinglerden biri olmuştu (7 Haziran 1958).

Talebe hareketlerimiz ayrı bir anlam taşıyan Londra Görüşmeleri dönüşü uçağı düşen başbakan Adnan Menderes’i Yeşilköy Havaalanı’ndan karşılamamız ile sürmüştü.

16 Ağustos 1960 Lefkoşe Antlaşması ile Türkiye-İngiltere-Yunanistan garantörlüğünde bağımsızlığa kavuştu. Ancak sorunlar çözülemediği gibi daha da karmaşık bir yumak haline geldi.

1974 yılında TSK tarafından başarıyla gerçekleştirilen Askeri Barış Harekâtı Kıbrıs konusunda Türkiye’nin kârlılığının Dünya kamuoyuna ciddi ve ilk yansıması oldu.

RUMLARI ÇILDIRTAN ASKERİ ZAFERİMİZİ TAMAMLAYAN EKONOMİK ZAFER ÇIKARTMAMIZ

Hür teşebbüs olarak devletimizin yanında olma ve Kıbrıs’a sahip çıkma yönünden TOBB (Türkiye Odalar Borsalar Birliği) Başkanlığım sırasında (25 Şubat 1987) yüzü aşkın iş adamıyla birlikte Rumları çıldırtan askeri zaferimizi tamamlayan ekonomik zafer çıkartmamızın yer alması uzun süre Rauf  Denktaş’ın ve Hakkı Altun’un mektuplarında veciz olarak belirttikleri gibi siyasi, sosyal ve ekonomik etkileşimi sürdürmüştür.

Bu toplantıda ağırlıklı olarak Kıbrıs’ın ekonomik yönden güçlenmesi ve kalkınması yanı sıra tüm sorunların görüşülmesi sağlanmıştı. Cumhurbaşkanı Denktaş çok dertliydi ve konuşmalarında anlamlı açıklamalarda bulunmuştu ikili ilişkileri anlatırken. Şu veciz ifadesini hiç unutamadım: “Her devrin adamı olmaktansa, her devirde adam olmak gerekir”.

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ POLİTİKALARI VE UYGULAMALARI DIŞINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ

Kıbrıs sorununun başta Türkiye-Yunanistan, Ege Denizi sorunu olarak gösterilip siyasi ağırlıklı bir algı operasyonu ile geliştiği görüntülense de aslında Adanın stratejik konumu ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) politikaları ve uygulamaları dışında değerlendirilemez.

Dünya petrol ve doğalgaz rezervinin yaklaşık yüzde 65’inin bu bölgede bulunması, ulaşım yollarına egemen olmak, Süveyş Kanalı’nı kontrol altında tutmak, Orta Doğu’ya sahip çıkmak için verilen savaşlar bölgeyi kan kokan bir kaynağa çevirmiştir.

Ne yazık ki ABD başta olarak emperyalist bazı ülkelerin Arap Baharı Hareketi ile Ortadoğu’da terör örgütlerine verdikleri desteklerle yaktıkları ateş, kan ve gözyaşları ile hedefledikleri Büyük İsrail Devleti oluşturma politikaları sonucu olaylar çok bilinmeyenli denklem haline dönüşmüş durumda.

Son aylarda adanın geleceğine dair müzakerelerin Doğu Akdeniz’de devam eden sondaj geriliminin gölgesinde BM öncülüğünde başlayabileceği haberleri gündemde yerini almış bulunuyor.

Ancak Yunanistan Başbakanı halâ Türk işgalinden bahsederken, Rum yönetimi de Federasyondan söz etmektedir.

TÜRKLERİN AZINLIK OLACAĞI İKİ KESİMLİ ADİL OLMAYAN TEK DEVLET OLUŞTURULMASI İSTEĞİ

Aslında Yunanistan’ın da, Batı’nın da isteği Türklere AB üyeliğimizde ve diğer konularda baskı ve şantaj yaparak 2004 yılında yapılan referandumda Rum kesiminin reddettiği 1960 öncesi yaşanan, Türklerin azınlık olacağı iki kesimli adil olmayan tek devlet oluşturulması olarak görülüyor.

Asırlardır süregelen bu konunun artık oyalanacak yönü kalmadığından, çözüm isteniyorsa bir ümit ve şans olarak gördüğümüz Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın “Bugünün gerçeğinde iki devlet vardır” sözüne T.C. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın “İki devlet çözümünden başka çıkar yol görülmüyor” şeklindeki kararlı tutumları ilgili devletler tarafından ciddi olarak ele alınmalıdır.

Son olarak merhum Cumhurbaşkanı Denktaş’ın teklifleriyle Kıbrıs vatandaşı olma onuruna sahip bir kişi olarak bu milli davaya tarih boyunca gönül vermiş, mücadele etmiş olanlara, mücahitlerimize, şehitlerimize, gazilerimize Egemenlik Harekâtının öncüleri Dr. Fazıl Küçük, ciddi devlet ve dava adamı ve Türk Milleti sevdalısı Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı rahmetle anarken, Türk Silahlı Kuvvetlerimizi, yaşadığımız dönemde tanıdığım takdir ettiğim Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hakkı An’ı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu ve davaya sahip çıkıp emeği geçenleri saygıyla selamlıyor, talebelik yıllarımda olan heyecanımla diyorum ki: “Kıbrıs Türktür Türk Kalacaktır”.

Ali Coşkun

58. ve 59. Dönem Sanayi ve Ticaret Bakanı

coskun@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası