Son Haberler

KÖTÜ KOLESTEROL KOCA BİR YALAN MI?

Kolesterolün, ilaç endüstrisinin yarattığı koca bir yalan olduğunu savunan uzmanlar, birçok ülkede verdikleri demeçler ve yazdıkları kitaplarla seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

DüNYADA ‘EVEN’ RüZGARI

Hazırlayan: Hanife Yaşar
özellikle sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir haber var. Dünyaca ünlü Fransız Kolesterol Uzmanı Philippe Even, “Kolesterol öldürücü değil ve damarları tıkamıyor. İlaç şirketleri kolesterol yalanıyla 300 milyar dolar kazandı” açıklamasıyla üzeri toz tutan bir konuyu yeniden alevlendirdi. Fransa’da yayımlanan Kolesterol Hakkında Gerçek kitabı, tartışmalara yol açtı. Le Nouvel Observateur dergisinin “Bu adam ya bir çılgın ya da tüm ilaç tarihinin en büyük teşhis hatasıyla karşı karşıyayız” yorumu ise bu şaşkınlığı özetler nitelikte.

Türkiye’de ise tartışmalar 2000’li yılların başlarında filizlendi, kitaplar yazıldı, açıklamalar yapıldı ama resmi mercilerin konuya eğilmesi biraz zaman aldı. Her şeye rağmen yine de sokağın belleğine baktığımızda, birçoğumuzun kolesterol gerçeği ile hakkında bilgisi oldukça az. 2003 yılında kolesterolün fonksiyonu hakkında çıkardığı ilk kitabının ardından yazmaya ve anlatmaya devam eden Biyolog Mevlüt Durmuş, 2009’da yayımladığı Kolesterol ve Akıl Oyunları adlı kitabıyla tartışmalara ciddi bir yön verdi. Philippe Even ile dünyada da yankı bulan kolesterolle ilgili merak ettiklerimizi Mevlüt Durmuş’a sorduk.

Bilim dünyasını ikiye bölen bu açıklamalarınız nasıl tepkiler aldı?

2007 yılında kolesterol hakkındaki ikinci kitabımı yazdığımda büyük bir şans eseri Prof.Dr Ahmet Aydın hocamla tanıştım, benzer düşünleri paylaşıyorduk. Tereyağı, et gibi besinlerin kandaki kolesterol yüksekliği ile doğrudan ilişkisi olmadığını anlatmaya çalıştık yıllarca. Elbette kolay değildi. Varolan ‘güncel‘ düşünceye karşı bir şeyler söylüyorsanız, mutlaka bazılarını ister istemez kızdırıyorsunuz. Her ne kadar eleştirilerin dozu bazı hekim arkadaşlar tarafından hakarete dönüşse de bunlara pek aldırmıyorum. Türkiye‘de geçen yıl çıkan kolesterol tartışması, şu an Fransa‘da başladı, İngiltere ve Amerika‘ da da durum tartışılmaya devam ediyor.

Kolesterolü halk nasıl biliyor, gerçekte fonksiyonu nedir?

öncelikle beslenme kolesterol ilişkini ele alarak başlayalım. Kolesterollü besinler ‘kalp hastalığı-kalp krizi yapar‘ anlayışı halka biraz da zorla kabul ettirildi, insanlar da bu durumun neden-sonuç ilişkisini sorgulamadı.

örneğin; yumurta halk için en uzun protein, mineral ve vitamin kaynağı olmasına rağmen yıllarca kolesterol korkusu yüzünden bu besinden faydalanmaktan kortu veya korkutuldu. Oysa kolesterol molekülü, özellikle biz insanlar için muhteşem bir kaynak.. ürememiz, çoğalmamız, bağışıklık sistemimiz, düşünmemiz tümüyle bu molekülle çok yakından ilişkili. Daha da önemlisi benim düşüncelerime göre söz konusu molekülün ‘hücre içindeki yapımı‘ biz yaşlandığımız sürece azalıyor, yani kandaki kolesterol yüksekliğini şimdilik bir yere koyalım. Hücre içinde kolesterol yapımınız zamanla azaldığı için aynı zamanda yaşlanıyoruz diye düşünüyorum. Türk Kardiyoloji Derneği ve doktor arkadaşlarla da tartışıyor olmamızın nedeni de bu farklı düşünüyoruz. Yani onlar kandaki kolesterol yüksekliğine ben de hücre içindeki kolesterol eksikliğine takmış durumdayız. Hücre içinde yaşlandığımız süre içinde kolesterol azalıyor, aslında bizim kolesterole ihtiyacımız var diye aykırı bir düşünce taşıyorum.

Kötü kolesterol adıyla hayatımıza giren tedaviler ve ilaçlar nasıl ortaya çıktı peki?

Aslında iyi, kötü, çirkin, yakışıklı veya metroseksüel diye bir kolesterol yok Fransız profesörün söylediği gibi. Söz konusu kolesterol kanımızda taşınmak için mutlaka bazı proteinlerle birlikte olmak zorunda, yani kanda tek başına kanımızda dolaşan kolesterol diye bir molekül de yok. Kolesterol kanda bazı maddelerle birlikte olduğu için taşınabiliyor, kanda dolaşabiliyor. İşte kolesterolün yanında bulunduğu maddeye göre tanımla yapmaya çalışıp iyi-kötü gibi kavramlar (HDL-LDL partikülleri) ortaya koymuşlar. Ancel Keys 19. yüzyıl ortalarında uydurma bir araştırma yapmış, kolesterollü ve yağlı besin tüketenlerin kolesterolünün yükseldiğini ve bunun da kalp damar hastalıklarıyla ilişkili olduğunu iddia etmiş. Yine aynı dönemde de Akira Endo adlı bir araştırmacı da penisilin gibi bir antibiyotik bulmak için (Penicillium, Aspergillus, Candida, Manoscus) gibi mantarlar üzerinde çalışırken elde ettiği bir molekülün (ilk statin) kolesterol ve hücre içi steroid sentezini durdurduğu ve diğer canlıları öldürebildiğini farketti. Yani kullandığımız bütün statin ilaçları mutlaka küf mantarı ve benzeri mantar kökenlidir.

Kolesterolü dengeleyen ilaçların bir pazarlama hilesi olduğunu varsayarak şunu merak ediyorum:
Hastalar ilaçları kullanarak kendilerini nasıl iyi hissediyorlar?

Girişimcilik ruhu da bu ilaçları, insanlardaki kolesterol düzeyi ile ilişkilendirdi, “Kandaki yüksek kolesterol kalp hastalığı yapar” denildi. İlacımız da zaten çok önceden hazırlanmıştı. Fakat unutmayın söz konusu ilaç, bir canlının başka bir canlıyı öldürmek için kullandığı molekül, bundan ilaç yapıldı. Bu ilaçları alanlar (statin) sadece ilk gün kendilerini iyi hissederler veya kolesterolü düşünce kalp krizi geçirmeyeceklerini düşünerek büyük bir yanılgıya düşerler. Ama psikolojik olarak ilk zamanlar daha rahattırlar, daha sonra psikolojileri de bozulur. Statin ilaçları ve anksiye ile bir çok yayın bulabilirsiniz.

İlaçların yan etkileri nelerdir?

Kısaca hücre öldürücü ilaçlar. Sadece hücreleri en çok nerede öldürdüğüne bağlı olarak yan etkiler kişiden kişiye farklılaşabilir. Kas krampları, kas erimesi, şeker hastalığı, eklem ağrıları, kas ağrıları, uykusuzluk, hafıza kaybı, huzursuzluk, anksiyete, alerjik reaksiyonlar, erkek çocuklarda meme büyümesi, hepatit, katarakt, iktidarsızlık, kaşıntı, egzama, karaciğer enzimlerinde artış, baş dönmesi gibi bir çok yan etkili kaynaklarda bulunabilir.

Vücudumuzun kolesterole ihtiyacı olduğunu söylüyorsunuz. Peki bunun da bir sınırı var mı? İlaca ihtiyacımız yoksa bile yine de dikkat etmemiz gerekenler vardır herhalde.

Kandaki yüksek kolesterol düzeyinin hücrelerin fazla kolesterol üretmesiyle ilgisi yok, öncelikle bunu çok iyi kavramak gerekir. Düşünülenin tam tersi bir durum da var: Kolesterol düzeyi ve ölüm oranlarına bakarsanız kolesterol düzeyi yüksek olanların daha geç öldüğünü de görebilirsiniz. En iyisi kolesterol düzeyine hiç takılmamak.

İş damlarımız eminim daha iyi kavrayacaktır: Kandaki kolesterol düzeyindeki yükseklik üretimden değil, birikimden kaynaklanıyor. Yani hücreler normal şekilde kolesterol üretiyor ve kana veriyor. Fakat bazı nedenlerden dolayı (small LDL, genetik) kana verilen bu kolesterol kullanılamıyor ve kanda mecburen birikiyor, kolesterol yüksekliği, hücresel üretime dayanmıyor. Ben beslenmemde protein ve yağ alımına özellikle dikkat ediyorum ve bol bol tereyağı ve yumurtayı kaçırmıyorum açıkçası. Yani Karatay ve Taş Devri diyetlerini seviyorum. Balık yiyorum, D vitamini düzeyime dikkat ediyorum. Omega 3 kullanıyorum. Fırsat bulduğum zaman bol bol enginar yemeklerini ihmal etmiyorum.

Sağlık Bakanlığı ve hastanelerin bu kolesterol gerçeği ile ilgili tutumlarında değişimler oldu mu? En son Sosyal Güvenlik Kurumu‘nun kolesterol ilaçlarına ulaşımda bir sınırlama getirdiğini hatırlıyorum.

Son durum nedir?

Geçen yıl yapılan tartışmalardan sonra gelişigüzel ilaç kullanılmasını engellemeye çalıştılar. İlaç verilme sınırı sanırım kötü kolesterol için (LDL-Kolesterol) 190 mg/dl oldu, doğru uygulama da buydu. Tartışmalardan önce bu uygulamaya kimse uymuyordu ve her kolesterol yüksekliğine ilaç verilmeye çalışılıyordu. En azından bunun yanlış bir uygulama olduğu görüldü, bazı doktor arkadaşlar da durumun ciddiyetini anladı.

CANAN E. KARATAY’IN KOLESTEROL YORUMU

Kolesterolün fonksiyonu ile ilgili aynı düşünceleri savunan Bir Masalmış Kolesterol (Shane Ellison) ve Kolesterol Gerçeği (Uffe Ravnskov) kitaplarını raflarda görmüş olabilirsiniz. Eğer Kolesterol Gerçeği’ni elinize alıp biraz karıştırırsanız, Karatay Diyeti ile tanıdığımız Canan Efendigil Karatay’ın kitabın ön sözünde şu yazdığı yorumları görebilirsiniz:

“ölüm riski barındıran en tehlikeli ilaçların köylerdeki bakkallarda bile rahatlıkla ve sorumsuzca satılabildiği ülkemiz, senelerden beri tüm ilaç firmalarının cennetidir. İlaç firmaları kâr amaçlı ticari kuruluşlardır ve kâr amaçları için ellerinden geleni yapacaklardır, doğal olarak da yapıyorlar. Bu nedenle, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada ilaç firmaları küresel bir savaş içindedirler. Her türlü savaşta da biliyoruz ki önemli bir ilk’ kural vardır. Herhangi bir savaşta ilk katledilen gerçeklerdir!
Kolesterolün en büyük düşman ilan edilmesi de tamamen gerçeklere aykırıdır ve büyük bir savaşın başlangıcı ve parçasıdır. Dostum Uffe, bağımsız, dürüst ve gerçek bir bilim adamıdır. Yaptığı araştırmalarla ve kaleme aldığı değerli kitaplarıyla kolesterol gerçeğini gözler önüne sermiştir. Gerçek bilginin ne olduğunu, bilgiye nasıl ulaşılması ve elde edilmesi gerektiğini incelikleriyle açıklamış ve anlatmıştır. Bu bağlamda görüş ve bilgileriyle bizleri aydınlatmış, bilgi penceremize en sağlıklı ışığı tutmuştur ve hâlâ tutmaktadır.”

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası