Sorumluluk ve başarı

Başarının anahtarı olan sorumluluğa sahip olan kişi; bizi millet yapan öz değerlerimize, yasalara, kurallara saygılı, mevcut kaynakları ve imkanları en iyi şekilde değerlendirerek karar verebilen, topluma yararlı olan kişidir.

İnsan olmanın en önemli değerlerinden biride kendine, ailesine, çevresine, işlerine, meslek hayatına, milletine, devletine ve en önemlisi yüce Yaradan’a karşı sorumluluk taşıma anlayışıdır. Sorumluluk; kişinin tüm yaradılış ve yaşayış kaidelerine uyum sağlaması, üzerine düşen görevleri tam ve zamanında yerine getirmesi, başkalarının hukukuna haklarına saygılı olması, kendi davranışlarının, yaptığı iş ve hareketlerinin sonuçlarına bilinçli bir şekilde sahip çıkıp, katlanma şuuruna sahip olmasıdır.

Yüce İslam Peygamberi (sav) “insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” buyurmuşlardır, ayrıca manevi dünyamızda ve törelerimiz de yer eden bir anlayış, sorumluluğu veciz bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “Kişi yaptığı işlerden sorumlu olduğu kadar, yapmadığı işlerden de sorumludur, vebal altındadır” .

İster devlet, ister iş ve özel hayatımızda olsun geçmiş olaylardan ibret almak, tecrübelerden yararlanmak, önemli işlere karar vermeden önce istişare etmek yaşantımızın vazgeçilmemesi gereken unsurlarından biridir. Ne yazık ki; özellikle başa geçenler bencilliğe kapılarak istişare kültürünü terk etmekte, deneme yanılma kısır döngüsüne kapılarak daha başarılı hizmetler ve kararlar vermekten uzaklaşmaktadırlar.

Tarih ibretler ve ecdadımızın örnek davranışlarıyla dopdolu. Yazımı yazarken bir arkadaşımdan internet ortamında aldığım ve beni çok etkileyen “mail” gönderiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Mimar Sinan eserlerinden biri olan Şehzadebaşı Cami‘nin 1990‘lı yıllarda devam eden restorasyonunda görev yapan bir inşaat mühendisi arkadaşımızın, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları ibret verici olayı beraberce okuyalım;

“Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı ve bu kemerlerin yenilenmesi gerekiyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşa edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşası ile ilgili tecrübemiz yoktu. Kemerleri nasıl yenileceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk! Bu bir mektup idi ve Mimar Koca Sinan tarafından yazılmıştı. “Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz, bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.” Koca Sinan mektubuna böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu‘nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.

Arkadaşımıza bu ibret verici olayı açıkladığı için sonsuz teşekkürler, temenni edelim ki; son zamanlarda 700 yıl, üç kıtada bugün bile ulaşılamayan çok kültürlü, çok dinli bir devlet yapısı ile toplumu adaletle yöneten Osmanlı Cihan Devleti’ni yıpratmak isteyenler, geçmişi karalayanlar, “benden sonra tufan” diyen sorumsuz yöneticiler ve her kademedeki görevliler, yüzyıllarca önce yaşanmış bu sorumluluk örneğinin hangi eğitim sistemi, hangi inanç, mevzuat ve iş disiplini ile kişilere verildiğinden ders alabilsinler.

Zira bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü ve yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler Kanuni Sultan Süleyman gibi bir padişahın döneminde yaşayan o koca mimarın yetiştirdiği ortamda elde ettiği erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.

Ne mutlu! Sorumluluk duygusu ile yaşayanlara, çalışanlara, her kademedeki yöneticilere ve en önemlisi ülkeyi yönetenlere.

Ali COŞKUN

58. ve 59. Hükümet Sanayi ve Ticaret Bakanı

coskun@turcomoney.com

1 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    ……….
    11 Aralık 2013 21:09 -

    ali coşkun neredensiniz

  • Site Haritası