Finans merkezini anlamak

Büyük fonların güvenli piyasalar arandığı bu dönemde yapılacak şey; “İstanbul Finans Merkezi” vizyonuna bir an önce yeniden sarılmak ve yalnızca uygun finansal enstrümanlar, entegre likidite piyasaları, risk ve teminat yönetimi sistemlerinin oluşturulması ile finansal işlem yapılmasının kolay ve ucuz hale getirilmesinden ibarettir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir isabet ve ileri görüşlülükle koyduğu “İstanbul Uluslararası Finans Merkezi” vizyonu, bu, hem Güzel İstanbul’umuz, hem de ülkemiz için mevcut konjonktürdeki en değerli proje maalesef gerek iç siyasetin ve dış politik gelişmelerin, gerekse de seçim kaygılarının arkasında kaldı ve sanki unutuldu.

İstanbul’u var olan derin kültürüyle birlikte her açıdan bir cazibe merkezi yapacak olan bu büyük vizyon acaba gerçekten bir gayrimenkul projesi olarak mı kaldı?

Halbuki İstanbul’u uluslararası bir finans merkezi olarak düşündüğümde; Finansal aracıları, onların yüksek gelirli yönetici ve çalışanlarını, öte yandan fon sahiplerini, fon arayanları, şirket yöneticilerini, kısacası parayı ve onunla uğraşanları, kazananları ve harcamak isteyenleri ve bunların ihtiyaçlarını, bu ihtiyaçların üretim ve satışının oluşturacağı birbirini tetikleyen başta gayrimenkul olmak üzere kocaman sektörel gelişmeleri hayal ediyorum da sanki İstanbulu Finans Merkezi olmanın yanısıra bir Moda Merkezi, bir eğlence ve tatil Merkezi, bir Eğitim Merkezi ve kısacası bir yaşam merkezi olarak görebilmek çok da zor değilmiş gibi geliyor.

Dünyanın yapamadığını yapabilme imkan ve yeteneğine sahip olan güzel ve şanslı ülkemiz, konjonktörün hiç olmadığı kadar lehimize olduğu bu dönemde, bu büyük fırsatı heba mı edecek?

Türkiyemiz jeopolitik konumu itibarıyla dünyanın enerji bölgesinin tam da göbeğindedir. Bu özelliği ile daha çok on yıllarca sürebilecek bir para üretme merkezinin de tam ortasındadır ve para yönetme merkezi de olmalıdır.
İstanbul bu bölgeyi her açıdan dünyanın her yerine bağlayabilen mükemmel bir (hub) kavşak konumundadır.
çok büyük fonların biriktiğive biriken bu fonlar için yatırım yapılacak özel projeler, güvenli liman piyasalar arandığı bu dönemde yapılacak şey; “İstanbul Finans Merkezi” (İFM) vizyonuna bir an önce yeniden sarılmak ve yalnızca uygun finansal enstrümanlar, entegre likidite piyasaları, risk ve teminat yönetimi sistemlerinin oluşturulması ile finansal işlem yapılmasının kolay ve ucuz hale getirilmesinden ibarettir.

Teknolojik alt yapı önemli ölçüde hazırdır. Tabiki yapılması gerekli çok önemli bazı projeler var. örneğin, işlem maliyetlerini, özellikle yabancı fonlar açısından dramatik olarak düşürebilecek ve “tek noktadan tüm piyasalara erişimi, entegre risk ve teminet yönetimini sağlayacak” olan teknoloji platformu ile aklımıza gelebilecek tüm finansal piyasaları (emtia piyasaları dahil) aynı platformda buluşturma projesi, dünyanın yapamadığı fakat bizim yapabileceğimiz bir sıra dışı farlılık projesi olarak İFM eylem planında yer almakta ve başlamış durumdadır. Fakat o kadar yavaş ilerliyorki, sanki ilgili yetkililerin tümü bu vizyonu paylaşmıyorlamış gibi düşündürüyor.

Tüm yatırım fonlarını aynı platformda buluşturan fon market Takasbank bünyesinde hazırdır. Dağıtım kanallarını anonimleştirecek, fon pazarlama ve yönetim maliyetlerini rekabeti genişleterek düşürecek, dolayısıyla da yatırım ve emeklilik fon pazarını geometrik olarak büyütebilecek bu platformun etkin ve verimli çalışabilmesi için öncelikle, fon kurucusu ve dağıtıcısı olan bankaların “küçük olsun, benim kalsın” düşüncesinden sıyrılarak platforma istekle ve iştahla “hep birlikte büyüyüp kazanacağız” mantığıyla katılmaları, öte yandan düzenleyici kuruluşun bireysel portföy yönetimi lisansı verebileceği düzenleme altyapısını süratle hazırlaması ve portföy yönetim şirketlerine fon kurma yetkisi verebilmesi gerekecektir.

Yapılması gerekli daha bir çok konudan uzun uzun bahsetmek mümkün. Fakat çok önemli hatta hayati bir husu var ki onu vurgulamadan geçemeyeceğim. Kurumların yöneticileri kişisel menfaatlerini mutlaka kurumlarının menfaatlerinin arkasında görmelidirler. Vizyoner liderliğin olmazsa olmazı budur ve bu yöneticiler ancak bu şekilde gerçekten kendilerine de, kurumlarına da ve ülkelerine de faydalı olabilirler. Ne yapılacaksa hızlı yapılmalı, fırsat kaçırılmamalıdır. Yoksa “elden gelen öğün olmaz, olsa da vaktinde bulunmaz” misali el durumuna düşmeyelim.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası