Son Haberler

Piyasalar nasıl bir seyir izleyecek?

turkiye_ve_dunya_piyasalari_nasil_bir_seyir_izleyecek_2.jpg * Cari açık ve kur baskısı altında tedirgin bir seyir izleyen piyasalar, seçim sonrası hangi beklentilerle hareket edecek?

* Yunanistan’daki kriz, FED’in kararları ve Uzakdoğu’daki ekonomik gelişmeler neye işaret ediyor?

* Emtialarda yaşanan rekor satışlara neden olan faktörler nelerdir? Petrol fiyatlarında nasıl bir seyir izlenecek?

GüNDEM TAMAMEN PİYASALARA ODAKLI

Seçimlerin beklentiler dahilinde sonuçlanması ve bir belirsizliğin daha ortadan kalkmasının ardından gözler; tamamıyla ekonomiyi soğutmaya yönelik hangi kurumlardan, hangi adımların atılacağına çevrildi. Seçimden önce “Cari açık da, cari açık” diyenler şimdilerde, “Cari açığın GSYH’ye oranı % 9-10 seviyelerinde olabilir bu mâkuldür” demeye başladı.

önce makro gelişmelere göz atalım: Mayıs ayında TüFE % 2.42, üFE ise % 0.15 oranında beklenmedik artışla, (ana nedeni gıda fiyatlarındaki sert yükselişti) bir anda yıllık TüFE enflasyonu % 7.17’ye, yıllık üFE enflasyonu % 9.63’e yükseldi. İmalat sanayi fiyatlarındaki aylık artış ve yıllık enflasyonun % 11.27’ye gelmesi ithal girdi maliyetinin TüFE üzerindeki etkisinin görülmeye devam edileceği anlamına geliyordu. Diğer taraftan açıklanan bütçe rakamları, hükümetin bütçe hedeflerini gerçekleştirmekte zorlanmayacağını ama yüksek cari açık düşünüldüğünde, harcamalar tarafından hükümetin disiplinini koruması gerektiğine işaret ediyor.

Nisan ayı cari açığının beklentilerin altında gerçekleşmesine rağmen bir önceki yılın aynı ayına göre 3 milyar USD artış kaydetmesi, bu trendin Ekim ayına kadar devam etmesi durumunda, yıllık cari işlemler açığının 74 milyar USD civarında gerçekleşeceğini, bunun da GSYH’ye oranının % 9,2 seviyelere geleceğini göstermesi Türkiye’nin, Fitch’in normal dediği % 9-10 bandında kalacağını göstermesi açısından olumlu bir gelişme. Kaldı ki daha düşük bir cari açık oluşması, genel olarak başarı hanemize yazılan bir not olur ve yeniden yatırım yapılabilir ülke beklentilerimizin artmasına yardımcı olur.

Piyasalar TCMB’nin kararına odaklanmış durumdaydı. TCMB’nin en son kullanacağı silahın faizler olacağı, öncelikle kamu maliyesini güçlendirmeye yönelik tedbirlerin ve BDDK kanalıyla kredi büyümesinin önlenmeye çalışacağına yönelik beklenti doğmuştu ki; (Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu tüketici kredilerinin oranı % 20’nin üzerinde olan bankalar için karşılık oranını artırarak kredi hacmindeki artışı sınırlamayı ve iç talebi kısılmasını tercih etti) tam da bu sırada TCMB, beklenilmeyeni yaparak taşıt ve konut kredilerine dokunmadı.

Neden böyle bir adım attığına baktığımızda ise son BDDK haftalık verilerinden gördüklerimiz; kredilerdeki yıllık büyüme oranı % 35.1, kırılımına baktığımızda 2010 sonuna göre toplam tüketici kredilerinde % 18.3, konut kredilerinde %14,6, ihtiyaç kredilerinde ise % 25,8’lik büyüme görüyoruz. Bu da alınan önlemlerin taşıt ve konut kredisi dışındaki tüketici kredileri üzerinde yoğunlaşmasının rasyonalist bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

DOLARDA BEKLENTİ 1,6020-1,6450 SEVİYELERİ

BDDK‘nın finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerince alacakları için ayrılacak karşılıklara ilişkin usul ve esaslar hakkında tebliğ değişikliğine göre de, finansman şirketleri Mart, Haziran, Eylül ve Aralık dönemleri itibarıyla konut ve taşıt kredisi dışındaki tüketici kredileri için kredi tutarının % 4’ü oranında, anapara, faiz veya her ikisinin tahsilinde 30 günden fazla, ancak 90 günden az gecikme olan bu nitelikteki krediler için de kredi tutarının yüzde 8’i oranında genel karşılık ayırmaları gerektiğini belirterek, tüm mali sektöre yönelik adım atıyordu.

Merkez Bankası’nın leasing, faktoring ve tüketici finansman şirketlerinin yurtdışından sağladığı kredilere munzam karşılık getirmesi ki; öncelikle Tüketici finansman şirketlerinin yurtdışından fonlama imkânlarını kullanarak kredi bulmalarının üzerine giderek ve bunlara karşılık zorunluluğu getirerek şirketlerin yurtdışından kredi almak yerine yurtiçine yöneleceklerini sağlaması, ardından TMSF’nin mevduat güvence sınırını mevcut 50 bin TL’den, 115 bin TL, ya da AB ortalaması olan 230 bin TL’ye (100 bin Euro) çıkarma yönünde adım atması beklentisi oluşuyordu.

Sıkı para politikası uygulaması bekleyen piyasalar, Merkez Bankası’nın adımını beklemeye başladı ki; Merkez Bankası politika duruşunu koruduğunu, dolayısıyla ne politika faizinde, ne de zorunlu karşılıklarda değişikliğe gitmeyerek, iç piyasada enflasyon baskısının olmadığını, çünkü işsizlik verilerinin Mart 2007’den buyana en düşük seviyeye gerilerken, verimlilik artışının birim işgücü maliyetini azalttığını, BDDK’nın attığı adımlarla birlikte iç talebin dış taleple dengeleneceğini, Haziran ayında çekirdek artsa da, yıllık enflasyonun beklentilerle uyumlu gerçekleşeceğini, işsizlik oranının kriz öncesi seviyelerden yüksek, imalat sanayindeki kapasite kullanımının ise zayıf dış talebinde etkisiyle düşük olduğunu, ekonomide aşırı bir ısınma görmediğini açıkladı.

Buna karşı piyasalarda dolar/TL 1,6350’lere, faizler ise % 9,29’lara çıkarak tepki verdi. Kısaca Merkez, “bu kadar yeter bekleyelim ve sonuçları görelim” diyerek Temmuz toplantısında extrem bir durum görmediği takdirde, herhangi bir değişiklik yapmayacağının mesajını verdi. Dolayısıyla dolar/TL’de Temmuz ayı için hareket bandımızın 1,6020–1,6450 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz.

YATIRIM ARAçLARI BASKI ALTINDA

Atılan adımlara baktığımızda ana sorun olan cari işlemler açığına odaklanma değil de, onun bir belirleyicisi olan kredi genişlemesi üzerinde olması ve iç talebi azaltmak adına radikal adımların atılmamasının hem “neden” sorusunun sorulmasına, hem de yatırımcıların tedirgin olmasına, TL ve TL cinsi yatırım araçları üzerinde satış baskısına yol açtığına şahit oluyoruz.

Yılbaşından beri cari açık ve yüksek kur politikası ile mücadele etmeye çalışan Hükümet ve Merkez Bankası, yaz aylarında BDDK’nın attığı adımların ve aldığı önlemlerin nasıl bir sonuç vereceğini izleyecek.

Türkiye ekonomisinin aşırı ısındığını ve önlem alınmadığı taktirde döviz kurları üzerinde bir düzeltmenin kaçınılmaz olduğunu düşünen global ekonomi çevrelerinin beklentilerine karşılık % 50 USD + % 50 EURO’dan oluşan döviz sepeti hem Avrupa’daki Yunanistan sorunu, hem de cari açığının finansmanına yönelik tedbirlerin yarattığı belirsizlikle 1.90-1.95 bandındaki hareketini kırarak 1,97 seviyelerine yaklaşmakta ki, döviz sepetinde 2.00 seviyesinin kriz ortamları dışında görmediğimiz bir seviye olduğunu da hatırlatmak isteriz. Sepette aşağı cari açık endişelerinden dolayı aşağı yönün sınırlı olduğunu, orta vadede hareketini yukarı yönde yapacağını düşünüyoruz.

DIŞ PİYASALAR İMKB’YE GöRE DAHA CAZİP

Bir kez daha belirtmek isteriz ki piyasalar; parasal ve mali tedbirlerin bir an önce açıklanmasını, ortadaki belirsizliğin kalkmasını ve kararlı tutumları görmek istiyor. Bunlar açıklanmadan dirençlerden değil sadece desteklerden bahsedebiliriz. çünkü makro baktığımızda yılın ilk beş ayındaki bütçe performansı oldukça olumlu ama bunun arkasında ithalattan alınan KDV’deki sert artış ve öTV’yi görüyoruz. Cari işlemler dengesinde son ay yavaşlamış olsa da yılı 73-75 milyar dolar arasından kapatacak, bu da GSYH’nin % 9,2’sine denk geliyor.

Bütün bunlar İMKB’de yukarı doğru hareketlenmenin önünde engel teşkil ediyor. Yükselişler satış fırsatı olarak değerlendiriliyor. Talebin olmadığı, düşüş eğilimin devam ettiğini yabancı takas oranın % 62,19’a kadar geri çekilmesinde de görebiliyoruz.

İç talebi kısmaya yönelik atılan adımlar İMKB’nin kar beklentisinin azalmasına neden oluyor. Zaten Temmuz ayında ABD bilançolarının açıklanma dönemi ve Nisan ayından bu yana devam eden piyasalardaki gerileme neticesinde S&P 500’ün fiyat/kazanç çarpanının 14,50, Dow Jones’un 13,20, Avrupa bölgesinin ortalamasını gösteren Euro Stoxx 50 endeksi ise 10,7 F/K’da işlem görürken, İMKB’nin 11,50 F/K ile işlem görmesi dış piyasaların daha cazip kaldığını gösteriyor.

Bu beklentiler doğrultusunda İMKB-100 endeksinin 60,500 -63,500 bandında hareket etmesini beklemekteyiz.

EMTİA PİYASALARINDA REKOR çIKIŞ

ABD’den gelen data setlerinde bir türlü ekonomideki toparlanmanın istenilen seviyede gerçekleşmemesi, büyümeye ilişkin yavaşlama sinyalleri göstermesi, hem gelişmekte olan piyasalardan, hem de emtialardan para çıkışının devam etmesine neden oluyor. Hatta EPFR Global verilerine göre; 15 Haziran’da biten haftada yatırımcılar emtia fonlarından 973 milyon USD’lık çıkışla Mayıs ayından buyana görülen en yüksek çıkışı kaydetti.

MENA bölgesindeki gerginlikle birlikte Brent petrol fiyatlarındaki yükseliş neticesinde Batı Teksas ile Brent petrol arasındaki spread’in artmaya başladığını, hatta OPEC’den beklenen kota arttırmama kararı ile birlikte Spread’in 20,50 USD’ye kadar çıktığını gözlemledik. Yine de ekonomideki yavaşlama belirtileri petrol fiyatlarının yeniden 100 USD/Bbl’in aşağısına gerilemesinde etkili oluyordu ki, IEA’nın global ekonomiyi koruma için daha fazla petrole ihtiyacı var.

Suudi petrolü piyasalara gelene kadar stratejik rezervlerinden 30 gün boyunca günde 2 milyon varili serbest bırakacağı açıklaması ile spread farkı da hızla 14,38’e kadar geri çekildi. IEA’nın bu kararını brent petrolün 113 doları, NYMEX’in de 98 doları en azından Temmuz ayında görmemesinin göstergesi olarak değerlendiriyoruz.


YUNANİSTAN BİR BATTI, BİR çIKTI

Merkez bankalarının ne kararlar aldıklarına bakalım. İngiltere ve Avrupa merkez bankaları beklentiler dahilinde faizleri arttırmazken, Trichet faiz artırımı yapılabileceğini, fakat herhangi bir taahütte bulunmadıklarını, % 2,0-2,6 olan enflasyon beklentisinin % 2,5-2,7 bandı ile yukarı çektiklerini açıkladı. Enflasyon beklentisinin yukarı çekilmesi faiz artırımı konusunda merkez bankasının elini bir miktar rahatlattı. Yunanistan konusu ise tam bir dönme dolap gibi gelişme gösterdi. önce battı sonra kurtarıldı, ardından yine battı sonrasında yine kurtarıldı. Gelişmelere göre euro/dolar paritesi de 1,40 – 1,4450 bandında gitti geldi.

Euro Bölgesi Maliye Bakanları toplantısından somut bir karar çıkmadı ve 12 milyar Euro’luk kredi diliminin serbest bırakılması için Yunanistan’dan reform ve özelleştirme adı altında adım atması beklendi, Yunan hükümetinin güvenoyu alması beklendi, Euro birliği tarafında Yunanistan’a yardım edilmezse yaşanacak olan yıkım etkisinin en az beş ülkeye daha sıçrayabileceği endişeleri oluştu. Başından beri AB’nin öyle, ya da böyle Yunanistan’ı kurtaracağı beklentimiz bulunuyordu.

Yunanistan konusundan bence en güvenir kaynak Hollanda Merkez Bankası Başkanı Wellink. çünkü şimdiye kadar söyledikleri hem çelişmiyor, hem de bir süre sonra Rehnya da Juncker’dan doğrulama geliyor. Wellink‘in “Yunanistan’ın temerrüde düşmesine izin vermeyeceğiz, hem ESM hem de ESFS’nin kapasitesinin artırılması, hem de bu artışa özel sektöründe katılımını sağlayacağız” açıklaması geçtiğimiz günlerde netleşti. IMF ve AB’nin “Yunanistan’ı kurtaracağız, paketi onaylıyoruz” demesi de artık Yunanistan’ında oyunda olduğunun göstergesi oldu.

Yunanistan hikayesinin özeti ise; Avrupa Birliği liderlerinin Yunanistan’ın borç geri ödemelerini baştan tanımlanmış, kontrollü bir yapı içinde aksatmasına, dolayısıyla da banka ve emeklililik fonlarının Yunanistan’a verdikleri borçları geri alamamasına göz yumulmalı mı, yumulmamalı mı? Göz yumarsak Yunanistan’dan yardım karşılığında kamu harcamalarının % 10 oranında azalmasını, kamu çalışanlarının maaşlarından 1/3 oranında kesinti yapılmasını ve 50 milyar euroluk özelleştirme gerçekleştirilmesini ve bunu parlamentodan geçirmesinin beklenmesini, katlanılacak kayıpların defterlere geçmesi ile risk algılamasının artacağı, riskten kaçınılmak istenmesinden dolayı bankaların birbirlerine borç vermeye yanaşmadığı bir durum da ortaya çıkma ihtimali ve bunun yeni bir kredi krizi doğurması risk ve beklentilerinden kaynaklandığını görüyoruz.

FED SüRPRİZ YAPMADI BEKLENTİLERİ TEYİT ETTİ

Merakla beklenen ABD Merkez Bankası (FED) toplantısında bilinen her şey onaylanmış oldu. FED büyümeyi % 2,8’e çekerken, işsizlik için % 8,6-8,9 bandı verdi, 2,8 trilyonluk bilançonun ne artacağını, ne de azalacağını belirti. Beklendiği gibi gösterge faiz oranını uzun bir süre yüzde 0-0,25 aralığında bırakacağını belirten FED, 600 milyar dolarlık tahvil satın alma programını da planlandığı gibi Haziran sonunda bitireceğini teyit etti.

Nisan ayındaki faiz toplantısında istihdam piyasasının ‘’aşama aşama düzeldiği emtia piyasaları iIe istihdam piyasasında göstergelerin ‘’beklenenden daha zayıf’’ olduğuna, Hanehalkı harcamaları ve şirketlerin ekipman ile yazılıma yatırımının arttığını, konut sektöründeki sıkıntının sürdüğünü, enflasyonun yükseldiğini ancak enflasyonist baskıların geçici olmasını beklediğini belirtti.

Tahvil alımları bırakılıyor, geri yatırım ve düşük faiz politikası devam edecek. FED’e yönelik beklentim daha önceleri de belirttiğim gibi zaman geçtikçe ve makro verilerin düzelmediği görüldükçe, piyasaları bir iki ay serbest bırakması ve sonrasında adı QE 2,5 olur, XX5 olur, yeni bir parasal genişleme planlarının tartışılmasına müsade edip, sonrasından hayata geçireceği şeklindeydi. Bu görüşüme önce Roubini ardından da dünyanın en büyük tahvil fonunu yöneten Pimco’dan Bill Gross’un destek vermesini de gülümseten bir gelişme olarak algıladım.

Faiz artımı bekleyenlere ise en az 2-3 toplantı uzakta diyerek, enflasyon bizim için şu anda risk değil, ekonomide toparlanmayı net görmeden faiz artışı beklemeyin mesajı verirken, ekonomiyi daha fazla canlandırmak için merkez bankasının elinde; daha fazla menkul kıymet satın almayı, bankaların FED’de tuttukları aşırı rezervlerine ödenen faizi düşürmeyi, bilançosu konusunda yol haritası sunmayı veya uzun dönem ifadesi için bir sabit zaman dilimi ortaya koymak gibi adımların olduğunu ama bu metotların hem test edilmediğini, hem de bunların hiçbirinin risksiz ve maliyetsiz olmadığı belirtildi.

ABD tarafında bütçe açığına yönelik endişeler, yüksek seyreden işsizlik oranı, gibi sorunlar 10 yıllık tahvil getirilerinde düşüşün sürmesine ve 10 yıllık tahvillerin gerilemesine neden oluyor. Burada da beklentim geçen yıl görülen % 2,50’lik getiri düzeyleridir. ABD’de Temmuz ayına yönelik yegane beklenti ise borçlanma limitinin artırılması konusunda uzlaşmanın olup, olmayacağıdır. Son IEA kararından sonra bunun gerçekleşme ihtimalinin de oldukça arttığını ve fiyatlara yansıtılmaya başlandığını belirtmekte yarar görüyorum.

çİN VE JAPON EKONOMİLERİNDE MORALLER BOZUK

çin’de kredi büyümesindeki beklentilerin 100 milyar yuanın altında ve son 30 ayın en düşük seviyesinde gerçekleşmesi ile piyasalarda çin’in ekonomiyi soğutmak için aldığı tedbirlerin beklentileri karşılayacağı havası tam oluşuyordu ki, son 34 ayın en yüksek seviyesine ulaşan % 5,5’lik enflasyon, havayı yeniden olumsuz hale çevirdi. (hükümetin hedefi % 4’seviyesiydi) Sonrasından açıklanan beklentiler üzerindeki sanayi üretimi artışı verisi çin’in, yüksek enflasyona rağmen büyümede sağlıklı bir gelişim içinde olduğunu ve hızının kesilmediğini göstermesi açısından olumluydu.

Japonya, BOJ faiz ve varlık alım programından bir değişiklik yapmadığı gibi ekonomideki ılımlı iyileşmenin sonraki aylarda görüleceğini, yüksek büyüme potansiyeli olan sektörlerin desteklenmesine yönelik gayrimenkul teminatı almadan sermaye yatırımı ve krediler içeren yeni bir kredi kategorisi oluşturduğunu ve bu yeni kredi kategorisinde 500 milyar Yen’e varan kredi vereceğini açıkladı. Mart ayındaki felaketten sonra Japonya’da ekonomik toparlanmanın 2012 sonlarından önce olması beklenmiyor. Japonya’da dış ticaret açığının devam ettiğini gördük. İhracatın % 10,3 düşmesi de dikkat çekiciydi. Yendeki yükselişin devam etmesi Japon ihracatçılarını negatif etkilemeye devam ediyor.

Asya’da spesifik bu gelişmeler görülürken; genel tabloya baktığımızda hem Yunanistan’ın durumunun gün geçtikçe Fransa-Almanya çekişmesinden dolayı sarpa sarması, hem Fransız bankalarının görünümünün ellerindeki Yunan bonolarından dolayı negatife çevrilip, ‘notunuz artık tehlikede’ denmesi, hem ağırlıklı olarak ellerinde bulunan Portekiz ve İspanyol kağıtlarının değerlerinin gerilemesi, hem para birimlerinin değer kazanması ile Asya’daki ihracatçıları darbe alması, hem de global ekonomik toparlanmasının sorgulanması emtiaları aşağı çekiyor.

Sonuç Asya’da borsalarından volatilitenin artması, bir günün ertesi güne uymaması ve borsalarda gerileme.

Asya piyasaları ihracat ağırlıklı büyümeden dolayı FED’in geriye çektiği büyüme beklentisi, yukarı çektiği enflasyon verisinin etkisinde kalınca Asya piyasalarındaki kırmızılık da devam etti. Avrupa ve ABD’nin içinde bulunduğu sorunların BRIC ülkelerindeki halka arzlara vurduğu darbeye baktığımızda ise 2011 halka arz büyüme tahmini 2010’un üç katı şeklindeyken, yılın ilk beş ayı tam bir hüsran yaşandı. 2010’a göre Brezilya’da % 24 ve Hindistan’da % 79 gerileme görülürken, Rusya ve çin’in beklentilerin oldukça uzağında kaldığını görüyoruz.


Dergimizde yer alan haber, bilgi, yazı, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu durumdan Turcomoney dergisi sorumlu değildir.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası